Mevlana ve Yaşam Koçluğu

  • mevlana-ve-yasam-koclugu

Değerli Enerji Akademisi dostları merhaba,

Aralık ayı dünyada ve ülkemizde özellikle Konya’da Mevlana ayı olarak kutlanıyor. Biz de kendi değerimize daha çok sahip çıkmalıyız diye düşünüyorum ve bu ayki yazımda Mevlana ve yaşam koçluğu konusuna yer verirken Mevlana’yı anmak istiyorum.

Yüzyıllar önce mürşitler varmış Mevlana gibi insanlara rehberlik eden, yol açan kişiler. Bugün ise insanlara yol arkadaşlığı yapan modern mürşitler dediğim, insanların şimdi oldukları yerden olmak istedikleri yere ulaşmalarında yol arkadaşlığı yapan ve hedeflerine rahat ve mutlu olarak varmalarına yardımcı insanlar batı medeniyetinde meydana çıktığını söylediğimiz yaşam koçları yüzyıllar önce Mevlana gibi üstatlar bunu farklı bir manada yapıyorlardı.

Yazılar insan hayatında önemli değişikliğe neden olurlar. Bir söz vardır “Yazı oka benzer, yaydan fırlatıp atarsın nerede duracağını kime değeceğini bilemezsin” der. Bu yazımı ok misali sevgiyle yazıyorum.

Mesnevi kişisel gelişim anlamında eşsiz bir eser. Kişisel gelişimi kendini tanıma, kendini anlama, kendini terbiye etme, kendini ifade etme olarak tanımlıyorsak bu anlamda mesnevi en iyi yol göstericilerdendir. Mevlana Mesnevi’de önce “kendine doğru yola çık” der. Hz. Muhammed “kim kendini bilirse rabbini bilir” der. Kendini tanımanın yaratıcıyı tanımak olduğunu anlatır. Mevlana sanatla ilgili olarak “bütün sanatlar şüphe yok ki önce vahiyden meydana gelir, fakat sonra akıl onların üstüne bazı şeyler katar” der. Mevlana “bildiğin ve defalarca gittiğin yolda bile kılavuz olmazsa şaşırırsın. Kendine gel! Hiç görmediğin o yola yalnız gitme, sakın yol göstericiden baş çevirme” derken yaşam koçluğunu yüzyıllar önce insanlığa anlatmıştır.

Kendi değerlerimizi ve seçeneklerimizi gözden geçirmek durumundaysak Mevlana’nın şu sözlerine bir göz atalım “Hak’tan baş çektin gittin amma bir yol bulabildin mi hiç? Yola gel, sersemce kaybolup gitme. Yol uzun; tez o uzun yola at sürelim, gece alanında yol alalım. Burada eyleşmek ham adamın işi; geldiğin yer neresi? Orasının yolunu tutayım da gideyim ben. Bu rebabın sesi neler söylüyor, bilir misin? Arkamdan gel de yolu öğren diyor”.

Bizler inandığımız her şeyi gerçek diye görürüz, bakış açımız ve düşüncelerimiz bize onları gerçekmiş gibi algılatır. Dünyamızda 7 milyara yakın insan var, hepsi farklı düşünüyor, inanıyor. Hangisi gerçek? Beynimiz saniyede milyarlarca mesaj alıyor, büyük bir kısmını da çeşitli sebeplerden dolayı siliyor. Bunun adı algıda seçiciliktir. Algıda seçiciliğimizi ihtiyaçlarımız, önceden yaşadıklarımız, deneyimlediklerimiz, öğrendiklerimiz vb gibi birçok şey etkiler ve genellemeye başlar. Örneğin; “İngilizler soğuk insanlardır!” Kaç tane İngiliz tanıdınız? Derecesini mi ölçtünüz? Kaçıyla gerçek bir sohbet ortamında bulundunuz? “A şehrinden adam çıkmaz” A şehrinden kaç adamla görüştünüz? Kaçıyla alışveriş yaptınız? Kaçıyla yolculuk yaptınız? Bunların her biri bizim algı düzeyimizle ve bakış açımızla ilgili. İnançlarımıza ve değerlerimize göre nasıl bir anlam yüklediysek öyle sürer gider. Mesnevi’de anlatılan bir hikâyeyi paylaşayım. Hz Ömer’in halifeliği döneminde yaşlı bir adam Ramazan Hilali’ni gördüğünü söyler. Hz Ömer yaşlı adama şöyle bir bakar ve der ki: “Saçını, kaşını, sakalını şöyle bir düzeltip sıvazla, bir de öyle bak” der. Yaşlı adam dediğini yapar ve “Şimdi göremiyorum” der çünkü gördüğü gözünün önüne düşen kaşının teliymiş ve ona ayı hilal gibi göstermiş. O da öyle zannetmiş. Bizim de öyle zannettiğimiz o kadar çok şeyler var ki, bu yüzdendir ki pek çok pişmanlıklar ve vicdan azapları yaşanmaktadır. Mevlana “Vehmin, kendine gel, o senin hayalindir. Gözünde bir tek kıl olsa hayalinde gevher yeşim taşı gibi görünür. Hayalinden tamamıyla geçersen o vakit yeşim taşını gevherden ayırt edebilirsin” der.

İnandıklarımız her zaman gerçek olmayabilir çünkü o benim inancım, benim düşüncem ve benim zannetmemdir. Oysa bize uygun gelmese dahi insanları eleştirmek ve yargılamak yerine sevgi insanı Mevlana gibi herkesin görüşüne saygı göstermek gerekir.

Dünyamızda yaşamış ve yaşayan, yaşamın zorlu duvarlarına çarptığını zanneden her insanın kendi öyküsü, kendinden yansımalar taşır. Her karanlığın ardında bir ışık vardır. Fırtınadan sonra güneşin açacağını bilmek hedefimiz ve isteklerimiz her neyse ona ulaşacağımızın inancı bizi düştüğümüz çaresizlik ve ümitsizlik çukurundan çıkarır, atalet içinde olmaktansa gayret göstermek için en kıymetli servetimiz  kendimize olan inancımıza sıkıca tutunmamız önemlidir.

Mutlu yaşamak, aydınlık ve pırıl pırıl günlere…

Hayatı anlayarak görmek dileğiyle…

Sevgiyle,

Sevgi Şahin

0 Yorum
0 Durtme & Izleme

Bir Cevap Yazın